ANTALYA _________________________________________________________
011x1.gif


011x2.gif

 

 Akdeniz’in en yoğun göç alan illerinden biri olan şehir, her geçen gün biraz daha kalabalıklaşıyor. Gerçekten de seçimler öncesi havayı yoklamak üzere sokağa çıktığımızda İstanbul’dakine benzer bir durumla karşılaşıyoruz burada da: Her iki şehrin de yerlisini bulmak çok zor. Sokakta kime sorsak “Ben sonradan geldim” diyor, yani Antalya’da Antalyalıdan çok dışardan gelenler yaşıyor. Şehrin ekonomisi ise 3 T üzerine kurulmuş. Turizm, tarım ve ticaret şehirde yaşayanların başlıca geçim kaynaklarını oluşturuyor. Antalya, kişi başına düşen yaklaşık 3 bin dolarlık gayrisafi yurt içi gelir miktarı ile Türkiye genelinde 10’uncu sırada bulunuyor.
       Nüfusu sürekli artan Antalya’da yapılaşma ise oldukça yoğun. İnşaat sektörünün özellikle 1990’lı yıllarda plansız gelişimi, Antalya’nın doğal güzelliğini tahrip ederek giderek daha fazla betonlaşan bir şehir yaratmış.
       Sağlık, eğitim ve kültür imkanlarına gelince. Türkiye genelinde her şehirde olduğu gibi burada da, her üç başlıkta da sorun yaşanıyor. İldeki toplam hastane sayısı 26. Bunların 17’si devlet, 9’u ise özel hastane. SSK’ya ait de bir hastane bulunuyor. Toplam yatak sayısı ise 2646. Bu imkanlar, yaz aylarında nüfusu neredeyse 3 katına çıkan şehirde elbette ki yeterli olmuyor. Şehirdeki toplam okul sayısı ise 1161, il sınırları içinde bir de üniversite bulunuyor.
       Kültür imkanları ise diğer Anadolu şehirlerine oranla daha fazla olsa da yine bu konuda da Antalyalıların şikayetleri çok. Halk kültürel faaliyetlerin daha çok yaz aylarında yoğunlaştığından şikayet ediyor.
       Şehrin sınırları içinde 14 ilçe, büyükşehir belediyesine bağlı 131 mahalle ve 3 de alt kademe belediyesi bulunuyor. Belediye Başkanlığı makamı ise 28 Mart’a kadar Dr. Bekir Kumbul’un. 1999 yerel seçimlerini yüzde 21.95’lik bir oy oranı ile kazanan CHP’li Bekir Kumbul, önümüzdeki seçimlere katılmayacak yani seçimler sonrasında koltuğunu bir başkasında devredecek. Geride bırakacağı Büyükşehir Belediyesi’nde ise son durum şöyle: Belediyede çalışan sayısı 1346. Çalışanların 1035’i işçi, 311’i ise memur kadrosunda bulunuyor. Toplam bütçesi 135 trilyon olan Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin, şu anda sahip olduğu yaklaşık borç miktarı ise yaklaşık 10 trilyon. Belediyenin projelerine gelince.Bekir Kumbul döneminde şehirde biyolojik arıtma tesisi kurulmuş, Çağdaş katı atık depo alanı hazırlanmış, eski halk evlerinin işlevini görecek bir semt evi oluşturulmuş, ve kentiçinde ana arter asfalt ve kaldırım düzenlemesi yapılmış. Bunlar tamamlanan projelerin bir kısmı, bazı projelerin yapımına ise hala devam ediliyor. Bunların arasında da Yağmur Suyu Drenaj Sistemi Projesi, Havaalanı-Lara semti arasındaki turizm yolunun inşaası, kent merkezindeki park yenileme çalışmaları yer alıyor.
       Peki, Antalyalıların en büyük sıkıntıları neler? Özellikle son aylarda yağmur fırtına ile gündeme gelen bu turizm şehrinde ne tür problemler yaşanıyor, hangi dertler çare bekliyor?
       Antalyalıları sorunları hakkında konuşturmak çok kolay değil. Sıkıntılarını, dertlerini öğrenmek için mikrofon uzattığımızda çoğunluk çekingen davranarak pek de bir şikayetleri olmadığını söylüyor. Kenti pek de sahiplenir gibi bir halleri yok, dışarıdan gelmiş olmanın verdiği bir yabancılık mı yoksa kadercilik mi pek anlaşılmıyor ilk anda.
       “Peki” diyoruz “Daha geçen ay bir sel felaketi yaşadınız, yollar yıkıldı, evleriniz sular altında kaldı bu sıkıntı yaratmadı mı?” Sihirli sözcükler bunlar olsa gerek çünkü ancak bunları sorunca dile geliyor dertler.
       Bütün kontrolsüz büyüyen kentlerde olduğu gibi Antalya’da da problem çok ama şehrin ana sorunları 5 ana başlıkta toplamak mümkün. Şehirdeki en büyük problem alt yapısının yeterli olmayışı. İkinci sırada ise çarpık kentleşme yer alıyor.
       Antalya’nın yoğun göç alan bir şehir olması aslında ilk iki problemin nedenlerinden birisi. Kent genelinde turizm önemli bir gelir kaynağı oluşturmasına rağmen, büyükşehirin turizm gelirinden yeterince pay elde edememesi ise belediye hizmetleri için kaynak problemi yaratıyor. Trafik ve ulaşım ise, Antalya’lıların günlük hayatında en fazla şikayet ettikleri konular arasında yer alıyor.
       
ALT YAPI YETERSİZ
       Herkesin en büyük sıkıntısı olan şehrin alt yapısının ne kadar yetersiz olduğu yaşanan sel felaketi sırasında bir kez daha ortaya çıkmış. Ancak uzmanlara göre esas problem şehrin alt yapısının doğal koşullar göz önüne alınmadan yapılmasından kaynaklanıyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi Tunç Tarımcı bu sorunun nedenini şöyle açıklıyor: “Kent kuzeyden güneye doğru eğimli yani yağan yağmur suları kuzeyden denize doğru boşalıyor. Kuzeyden güneye doğru açılmış kara yolları ya da ara yollar bir kanal gibi çalışıp bu sular alıp denize getiriyor ve boşaltıyor, ancak bir de bu yolları kesen diğer caddeler var, bu caddeler de bu kanalları kesiyor. Dolayısıyla baraj oluşturuyor. Ayrıca kentleşme sırasında çarpık kentleşmeden dolayı, su yolları tıkandı. İmara açıldı bu nedenle de yağan sular aniden büyük miktarda yağıyor ve boşalamıyor, bu da taşkına sebep oluyor.”
       
KANALİZASYON BÜYÜK SORUN
       Antalya’daki ikinci günümüzde kanalizasyon sisteminin nasıl çalışmadığına biz de şahit oluyoruz. İlk gün bizi karşılayan güneşli havanın aksine yağmurla uyanıyoruz sabah. Şehrin üstü kara bulutlarla kaplı, Akdeniz rengini bugün bulutlardan alıp kararmış. “Ahmak ıslatan”la başlayan yağmur kısa bir süre sonra şiddetli bir sağanağa çeviriyor.
       Daha ilk damlaların düşmesiyle beraber caddelerde su birikintileri oluşmaya başlamış. Suları alıp götürmesi beklenen kanalizasyon delikleri hiçbir işe yaramıyor tersine borularda biriken suları, pislikleri sokaklara kusan birer kara delik gibi hepsi. Zaman ilerledikçe sokaklara su birikintileri yüzünden girilmez oluyor. Sadece birkaç saatlik yağmur bile, turizmin gözbebeği olarak bilinen Antalya’yı esir alıyor.
       Soğuk ve rüzgarlı hava gün boyunca devam ediyor. Bir gün önce sakin,sessiz önümüzde uzanan Akdeniz bugün hırçın.
       Büyük dalgaları neredeyse 20 metrelik falezlerin üstünden aşacak. Kaleiçi’n de sahile bakan kahvelerden birinde oturup, köpüklü dalgaların kayalıklara çarpışını izlerken garsonlardan biri Antalya’nın belki 30 belki de 40 yıl önce çekilmiş resimlerini koyuyor önümüze ilgimizi çeker diye. Kendisi de bilmiyor hani yıla ait olduklarını.
       Siyah beyaz, bir kısmı sararmış resimlerde eski günlerin Antalyası geliyor gözümüzün önüne. Bugün apartmanların istilasına uğrayan şehir o zamanlar kagir yapılarla bezeli. En fazla üç katlı yapılar göze çarpıyor ki onların da sayısı oldukça az. Bir resimlerdeki küçük, mütevazı kasabaya, bir de karşıdaki kocaman bloklarla doldurulmuş büyük kente bakıyoruz. Zamanı geri döndürmek keşke mümkün olsa!
       
ÇARPIK KENTLEŞME
       Antalya’nın ikinci büyük sorunu olan çarpık kentleşme, diğer büyük şehirlerde yaşanandan farklı değil aslında. Burası da 80’lerde patlayan betonarme apartman dalgasından payına düşeni fazlasıyla almış bulunuyor. Bir de değerli araziler üzerinde dönen rant kavgaları da işin içine girince Antalya’da 10-15 katlı bloklardan başka bina inşa edilmemiş gibi görünüyor.
       Ancak işin bir başka boyutu daha var; Antalya ikinci derecede deprem bölgesi. Şehrin yaklaşık 30 kilometre yakınından iki tane fay hattı geçiyor ama binaların yüzde 80’i bu koşullara göre yapılmamış. Öte yandan hemen her binada görülen ve çıkma tabir edilen kolonsuz çıkıntılar ise büyük bir tehlike oluşturuyor.
       Şehirde çarpık kentleşmenin en yoğun olduğu yer ise Antalya’nın denizden görünen ve dünyada çok fazla benzeri olmayan milyonlarca yılda oluşmuş falezlerin üzerine yapılan yüksek binalar. Mimarlar Odası Başkanı Osman Aydın’ a göre burada herhangi bir araştırma yapılmamış, yani falezler bu kadar ağırlığı kaldırabilir mi bilinmiyor. Bir söylentiye göre iki santim civarında bir oynama var buradaki falezlerde ama bunu da şimdiye kadar kontrol ettiren olmamış.
       
GÖÇ SORUNU
       Şehrin bir diğer önemli sorunu ise yoğun göç. Antalya, 1950 öncesine kadar dışarıya göç verip nüfus kaybına uğrarken, 1960 yılından itibaren tarım ve turizmdeki gelişmeler nedeniyle özellikle çevre illerden yoğun göç almaya başlamış. 2000 yılından bu yana yaşanan nüfus artışı yüzde 40ların üzerinde bulunuyor.
       Bu artışın sonucunda da şehir merkezindeki 15 katlı binaların az ötesinde gecekondu mahalleleri kurulmaya devam ediyor. Gecekondu bölgesinde yaşayanların her yerde olduğu gibi burada da derdi aynı: Tapularını bir an önce alabilmek. Öte yandan binalar kaçak olsa da elektrik, su gibi hizmetler sağlanmış, mahallenin hemen dışında bir ilköğretim okulu bile yaptırılmış.
       Bu arazilerin büyük bir bölümü hazineye ait ama seçim zamanlarında tapu, oy anlamına geliyor, dolayısıyla bu kadar oyu göz ardı edemeyen başkan adayları da özellikle bu bölgelerdeki seçim propagandalarında en çok tapu meselesini ön plana çıkarıyor ve devlet malı olan araziler birer birer elden gidiyor.
       
TURİZM
       Göçü yaratan en önemli sebeplerden biri turizm demiştik ama Antalya, yıllık 5 milyon turist girdisiyle Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birisi olmasına ve ülke genelindeki toplam yatak kapasitesinin yüzde 30’dan fazlasına sahip olmasına rağmen, turizm gelirinden istediği payı elde edemiyor.
       Kendisi de turizmci olan Turgay Alp’e göre sorun kaynak yetersizliğinden çıkıyor çünkü kış aylarında büyükşehir nüfusu 700 bin civarında iken yaz aylarında bu rakam 1.5 milyonla 2 milyona yaklaşıyor ancak belediyenin hükümetten aldığı katkı payı 700 bin nüfusa göre olunca yeterli hizmet sunulamıyor.
       Ayrıca, acentaların, “deniz-kum-güneş” sloganıyla pazarladıkları kitle turizmine yönelmesi ve turistlerin bütün ihtiyaçlarını kaldıkları otellerde gidermesi de şehir merkezinde bulunan esnafa hiç bir kazanç sağlamazken kültür turizmini de olumsuz yönde etkiliyor. Yine acentalar vergilerini şirket merkezlerinin bulunduğu İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde ödeyince bu girdilerinde Antalya’ya bir katkısı olmuyor.
       
SİYASİ DURUM
       Kentin siyasi profiline gelince...1999 yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı 21.95’lik bir yüzdeyle CHP kazanmış. 508 bin kayıtlı seçmenin bulunduğu seçimlerde halkın katılımı ise yüzde 80’nin üzerinde gerçekleşmiş. Diğer partilerin aldığı oy oranları ise şöyle: DYP % 18.59, DSP yüzde 18.52, MHP yüzde 17.20 ve ANAP yüzde 11.04
       Antalya’da yayınlanan Beyaz Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Dökdök bu sonucu şöyle açıklıyor. “Antalya’nın ana merkezinde yaşayanlarda kültür seviyeleri yüksek daha çok inceleyerek, düşünerek görerek karar veriyorlar, bundan dolayı Antalya da şu hakimdir denemiyor ama genel yapısına baktığınızda eğer adaylar eşit şartlara sahipse diyelim ki modern yatırımcı bilgili adaylar ise bu takdirde daha çok sosyal demokrat adaya eğilim gösteriliyor bu da son seçimlerde ortaya çıkmıştır.”
       
ADAYLAR
       Yaklaşan 28 Mart yerel seçimleri öncesinde ise şehirde siyasi durum henüz netleşmiş değil. Ancak belli olan bir tek şey var o da Antalyalılar için partiden çok adaylar önemli.
       İsim olarak bakıldığında ise Antalya’da ön plana çıkan iki aday var. İlki daha önce de 10 yıl boyunca Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış olan Hasan Subaşı. DYP’den seçimlere katılan Subaşı seçim sloganı “halkla içiçe”. Subaşı, 10 yıl içinde yaptığı icraatlara güveni tam, bu yüzden sandıktan çıkacak sonuçtan da oldukça umutlu gözüküyor.
       CHP’nin durumu ise biraz karışık. Bir söylentiye göre, kendisi de Antalyalı olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, şimdi ki Belediye Başkanı Bekir Kumbul’u aday olarak göstermek istemeyince Kumbul da bu seçimlere katılmama kararı almış. Ancak Baykal’ın dışarıdan bir ismi aday olarak göstermesi de parti il teşkilatında huzursuzluk yaratmış.
       Aslında Ertuğrul Dokuzoğlu, Antalyalılar için tanıdık bir isim çünkü kendisi daha önce burada valilik yapmış. Seçim faaliyetlerinde yeni başlayan Dokuzoğlu “Şimdi Antalya için çalışma zamanı” sloganını kullanıyor ve Antalya’nın son dönemlerde edindiği sel baskınları ile anılan şehir imajından kurtulması gerektiğini düşünüyor.
       Yaklaşık 7 yıldır şehrin sorunları ile ilgili çalışmalarını yürüten ve siyaset üstü bir sivil toplum kuruluşu olan Kent Konseyi’nin Genel Sekreteri olan Sema Nur Kurt ise adaylardan öncelikle şehrin ihtiyaçlarına cevap vermesi gerektiğini söylüyor:”öncelikle kentte bu halk ne istiyor hem kentin planlama açısından önceliği nedir, bunun tespit edilmesi hem de halkın öncelikle ihtiyacı nedir? O ihtiyaçlara göre hizmet üretmelerini istiyoruz, kısa vadede ne yapabilirler, kısa vade derken efendim 6 ayda mı yaparlar seçildikten sonra bir yılda mı bizim programımız budur ilk işte şu kadar yılda budur bize bir programla çıkmalarını istiyoruz. Bu programda da kentin öncelikleri ve ihtiyaçları yer almalı.”
       Gazeteci Ahmet Dökdök’e göre aranan başkan adayı önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacak çünkü şimdiye kadar hep öyle olmuş: “Antalya daha modern bir aday arayışı içindedir ki benim tahminim bu şubat sonunda fala belirlenecektir, mart başlangıcında oyun yönü belirlenecek rüzgar esmeye başlayacak ve o odakta toplanacaktır ben öyle düşünüyorum çünkü her seçimde öyle oluyor.”
       28 Mart yerel seçimleri öncesinde Antalya’daki son durum işte böyle... Burada vatandaş partiye önem vermiyor onun için önemli olan dürüst, kendisine hizmet götürecek ve bütün o rant kavgalarından uzak kalacak bir belediye başkanının iş başına gelmesi. Antalya’da yine fırtına olacak, yine yağmur yağacak bu doğanın işi ama Antalyalı bundan ne kadar korunacak yoksa yine mağdur mu olacak işte bunu da yeni iş başına gelecek belediye başkanının icraatları gösterecek.
 

 

abdullah@abdullahkan.com