|
|
Akdeniz’in
en yoğun göç alan illerinden biri olan şehir, her geçen gün biraz
daha kalabalıklaşıyor. Gerçekten de seçimler öncesi havayı yoklamak
üzere sokağa çıktığımızda İstanbul’dakine benzer bir durumla
karşılaşıyoruz burada da: Her iki şehrin de yerlisini bulmak çok
zor. Sokakta kime sorsak “Ben sonradan geldim” diyor, yani
Antalya’da Antalyalıdan çok dışardan gelenler yaşıyor. Şehrin
ekonomisi ise 3 T üzerine kurulmuş. Turizm, tarım ve ticaret şehirde
yaşayanların başlıca geçim kaynaklarını oluşturuyor. Antalya, kişi
başına düşen yaklaşık 3 bin dolarlık gayrisafi yurt içi gelir
miktarı ile Türkiye genelinde 10’uncu sırada bulunuyor.
Nüfusu sürekli artan Antalya’da yapılaşma ise oldukça yoğun.
İnşaat sektörünün özellikle 1990’lı yıllarda plansız gelişimi,
Antalya’nın doğal güzelliğini tahrip ederek giderek daha fazla
betonlaşan bir şehir yaratmış.
Sağlık, eğitim ve kültür imkanlarına gelince. Türkiye
genelinde her şehirde olduğu gibi burada da, her üç başlıkta da
sorun yaşanıyor. İldeki toplam hastane sayısı 26. Bunların 17’si
devlet, 9’u ise özel hastane. SSK’ya ait de bir hastane bulunuyor.
Toplam yatak sayısı ise 2646. Bu imkanlar, yaz aylarında nüfusu
neredeyse 3 katına çıkan şehirde elbette ki yeterli olmuyor.
Şehirdeki toplam okul sayısı ise 1161, il sınırları içinde bir de
üniversite bulunuyor.
Kültür imkanları ise diğer Anadolu şehirlerine oranla daha
fazla olsa da yine bu konuda da Antalyalıların şikayetleri çok. Halk
kültürel faaliyetlerin daha çok yaz aylarında yoğunlaştığından
şikayet ediyor.
Şehrin sınırları içinde 14 ilçe, büyükşehir belediyesine
bağlı 131 mahalle ve 3 de alt kademe belediyesi bulunuyor. Belediye
Başkanlığı makamı ise 28 Mart’a kadar Dr. Bekir Kumbul’un. 1999
yerel seçimlerini yüzde 21.95’lik bir oy oranı ile kazanan CHP’li
Bekir Kumbul, önümüzdeki seçimlere katılmayacak yani seçimler
sonrasında koltuğunu bir başkasında devredecek. Geride bırakacağı
Büyükşehir Belediyesi’nde ise son durum şöyle: Belediyede çalışan
sayısı 1346. Çalışanların 1035’i işçi, 311’i ise memur kadrosunda
bulunuyor. Toplam bütçesi 135 trilyon olan Antalya Büyükşehir
Belediyesi’nin, şu anda sahip olduğu yaklaşık borç miktarı ise
yaklaşık 10 trilyon. Belediyenin projelerine gelince.Bekir Kumbul
döneminde şehirde biyolojik arıtma tesisi kurulmuş, Çağdaş katı atık
depo alanı hazırlanmış, eski halk evlerinin işlevini görecek bir
semt evi oluşturulmuş, ve kentiçinde ana arter asfalt ve kaldırım
düzenlemesi yapılmış. Bunlar tamamlanan projelerin bir kısmı, bazı
projelerin yapımına ise hala devam ediliyor. Bunların arasında da
Yağmur Suyu Drenaj Sistemi Projesi, Havaalanı-Lara semti arasındaki
turizm yolunun inşaası, kent merkezindeki park yenileme çalışmaları
yer alıyor.
Peki, Antalyalıların en büyük sıkıntıları neler? Özellikle
son aylarda yağmur fırtına ile gündeme gelen bu turizm şehrinde ne
tür problemler yaşanıyor, hangi dertler çare bekliyor?
Antalyalıları sorunları hakkında konuşturmak çok kolay değil.
Sıkıntılarını, dertlerini öğrenmek için mikrofon uzattığımızda
çoğunluk çekingen davranarak pek de bir şikayetleri olmadığını
söylüyor. Kenti pek de sahiplenir gibi bir halleri yok, dışarıdan
gelmiş olmanın verdiği bir yabancılık mı yoksa kadercilik mi pek
anlaşılmıyor ilk anda.
“Peki” diyoruz “Daha geçen ay bir sel felaketi yaşadınız,
yollar yıkıldı, evleriniz sular altında kaldı bu sıkıntı yaratmadı
mı?” Sihirli sözcükler bunlar olsa gerek çünkü ancak bunları sorunca
dile geliyor dertler.
Bütün kontrolsüz büyüyen kentlerde olduğu gibi Antalya’da da
problem çok ama şehrin ana sorunları 5 ana başlıkta toplamak mümkün.
Şehirdeki en büyük problem alt yapısının yeterli olmayışı. İkinci
sırada ise çarpık kentleşme yer alıyor.
Antalya’nın yoğun göç alan bir şehir olması aslında ilk iki
problemin nedenlerinden birisi. Kent genelinde turizm önemli bir
gelir kaynağı oluşturmasına rağmen, büyükşehirin turizm gelirinden
yeterince pay elde edememesi ise belediye hizmetleri için kaynak
problemi yaratıyor. Trafik ve ulaşım ise, Antalya’lıların günlük
hayatında en fazla şikayet ettikleri konular arasında yer alıyor.
ALT YAPI YETERSİZ
Herkesin en büyük sıkıntısı olan şehrin alt yapısının ne
kadar yetersiz olduğu yaşanan sel felaketi sırasında bir kez daha
ortaya çıkmış. Ancak uzmanlara göre esas problem şehrin alt
yapısının doğal koşullar göz önüne alınmadan yapılmasından
kaynaklanıyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi Tunç Tarımcı bu sorunun
nedenini şöyle açıklıyor: “Kent kuzeyden güneye doğru eğimli yani
yağan yağmur suları kuzeyden denize doğru boşalıyor. Kuzeyden güneye
doğru açılmış kara yolları ya da ara yollar bir kanal gibi çalışıp
bu sular alıp denize getiriyor ve boşaltıyor, ancak bir de bu
yolları kesen diğer caddeler var, bu caddeler de bu kanalları
kesiyor. Dolayısıyla baraj oluşturuyor. Ayrıca kentleşme sırasında
çarpık kentleşmeden dolayı, su yolları tıkandı. İmara açıldı bu
nedenle de yağan sular aniden büyük miktarda yağıyor ve boşalamıyor,
bu da taşkına sebep oluyor.”
KANALİZASYON BÜYÜK
SORUN
Antalya’daki ikinci günümüzde kanalizasyon sisteminin nasıl
çalışmadığına biz de şahit oluyoruz. İlk gün bizi karşılayan güneşli
havanın aksine yağmurla uyanıyoruz sabah. Şehrin üstü kara
bulutlarla kaplı, Akdeniz rengini bugün bulutlardan alıp kararmış.
“Ahmak ıslatan”la başlayan yağmur kısa bir süre sonra şiddetli bir
sağanağa çeviriyor.
Daha ilk damlaların düşmesiyle beraber caddelerde su
birikintileri oluşmaya başlamış. Suları alıp götürmesi beklenen
kanalizasyon delikleri hiçbir işe yaramıyor tersine borularda
biriken suları, pislikleri sokaklara kusan birer kara delik gibi
hepsi. Zaman ilerledikçe sokaklara su birikintileri yüzünden
girilmez oluyor. Sadece birkaç saatlik yağmur bile, turizmin
gözbebeği olarak bilinen Antalya’yı esir alıyor.
Soğuk ve rüzgarlı hava gün boyunca devam ediyor. Bir gün önce
sakin,sessiz önümüzde uzanan Akdeniz bugün hırçın.
Büyük dalgaları neredeyse 20 metrelik falezlerin üstünden
aşacak. Kaleiçi’n de sahile bakan kahvelerden birinde oturup,
köpüklü dalgaların kayalıklara çarpışını izlerken garsonlardan biri
Antalya’nın belki 30 belki de 40 yıl önce çekilmiş resimlerini
koyuyor önümüze ilgimizi çeker diye. Kendisi de bilmiyor hani yıla
ait olduklarını.
Siyah beyaz, bir kısmı sararmış resimlerde eski günlerin
Antalyası geliyor gözümüzün önüne. Bugün apartmanların istilasına
uğrayan şehir o zamanlar kagir yapılarla bezeli. En fazla üç katlı
yapılar göze çarpıyor ki onların da sayısı oldukça az. Bir
resimlerdeki küçük, mütevazı kasabaya, bir de karşıdaki kocaman
bloklarla doldurulmuş büyük kente bakıyoruz. Zamanı geri döndürmek
keşke mümkün olsa!
ÇARPIK KENTLEŞME
Antalya’nın ikinci büyük sorunu olan çarpık kentleşme, diğer
büyük şehirlerde yaşanandan farklı değil aslında. Burası da 80’lerde
patlayan betonarme apartman dalgasından payına düşeni fazlasıyla
almış bulunuyor. Bir de değerli araziler üzerinde dönen rant
kavgaları da işin içine girince Antalya’da 10-15 katlı bloklardan
başka bina inşa edilmemiş gibi görünüyor.
Ancak işin bir başka boyutu daha var; Antalya ikinci derecede
deprem bölgesi. Şehrin yaklaşık 30 kilometre yakınından iki tane fay
hattı geçiyor ama binaların yüzde 80’i bu koşullara göre yapılmamış.
Öte yandan hemen her binada görülen ve çıkma tabir edilen kolonsuz
çıkıntılar ise büyük bir tehlike oluşturuyor.
Şehirde çarpık kentleşmenin en yoğun olduğu yer ise
Antalya’nın denizden görünen ve dünyada çok fazla benzeri olmayan
milyonlarca yılda oluşmuş falezlerin üzerine yapılan yüksek binalar.
Mimarlar Odası Başkanı Osman Aydın’ a göre burada herhangi bir
araştırma yapılmamış, yani falezler bu kadar ağırlığı kaldırabilir
mi bilinmiyor. Bir söylentiye göre iki santim civarında bir oynama
var buradaki falezlerde ama bunu da şimdiye kadar kontrol ettiren
olmamış.
GÖÇ SORUNU
Şehrin bir diğer önemli sorunu ise yoğun göç. Antalya, 1950
öncesine kadar dışarıya göç verip nüfus kaybına uğrarken, 1960
yılından itibaren tarım ve turizmdeki gelişmeler nedeniyle özellikle
çevre illerden yoğun göç almaya başlamış. 2000 yılından bu yana
yaşanan nüfus artışı yüzde 40ların üzerinde bulunuyor.
Bu artışın sonucunda da şehir merkezindeki 15 katlı binaların
az ötesinde gecekondu mahalleleri kurulmaya devam ediyor. Gecekondu
bölgesinde yaşayanların her yerde olduğu gibi burada da derdi aynı:
Tapularını bir an önce alabilmek. Öte yandan binalar kaçak olsa da
elektrik, su gibi hizmetler sağlanmış, mahallenin hemen dışında bir
ilköğretim okulu bile yaptırılmış.
Bu arazilerin büyük bir bölümü hazineye ait ama seçim
zamanlarında tapu, oy anlamına geliyor, dolayısıyla bu kadar oyu göz
ardı edemeyen başkan adayları da özellikle bu bölgelerdeki seçim
propagandalarında en çok tapu meselesini ön plana çıkarıyor ve
devlet malı olan araziler birer birer elden gidiyor.
TURİZM
Göçü yaratan en önemli sebeplerden biri turizm demiştik ama
Antalya, yıllık 5 milyon turist girdisiyle Türkiye’nin en önemli
turizm merkezlerinden birisi olmasına ve ülke genelindeki toplam
yatak kapasitesinin yüzde 30’dan fazlasına sahip olmasına rağmen,
turizm gelirinden istediği payı elde edemiyor.
Kendisi de turizmci olan Turgay Alp’e göre sorun kaynak
yetersizliğinden çıkıyor çünkü kış aylarında büyükşehir nüfusu 700
bin civarında iken yaz aylarında bu rakam 1.5 milyonla 2 milyona
yaklaşıyor ancak belediyenin hükümetten aldığı katkı payı 700 bin
nüfusa göre olunca yeterli hizmet sunulamıyor.
Ayrıca, acentaların, “deniz-kum-güneş” sloganıyla
pazarladıkları kitle turizmine yönelmesi ve turistlerin bütün
ihtiyaçlarını kaldıkları otellerde gidermesi de şehir merkezinde
bulunan esnafa hiç bir kazanç sağlamazken kültür turizmini de
olumsuz yönde etkiliyor. Yine acentalar vergilerini şirket
merkezlerinin bulunduğu İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde
ödeyince bu girdilerinde Antalya’ya bir katkısı olmuyor.
SİYASİ DURUM
Kentin siyasi profiline gelince...1999 yerel seçimlerinde
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı 21.95’lik bir yüzdeyle CHP
kazanmış. 508 bin kayıtlı seçmenin bulunduğu seçimlerde halkın
katılımı ise yüzde 80’nin üzerinde gerçekleşmiş. Diğer partilerin
aldığı oy oranları ise şöyle: DYP % 18.59, DSP yüzde 18.52, MHP
yüzde 17.20 ve ANAP yüzde 11.04
Antalya’da yayınlanan Beyaz Gazetesi’nin Genel Yayın
Yönetmeni Ahmet Dökdök bu sonucu şöyle açıklıyor. “Antalya’nın ana
merkezinde yaşayanlarda kültür seviyeleri yüksek daha çok
inceleyerek, düşünerek görerek karar veriyorlar, bundan dolayı
Antalya da şu hakimdir denemiyor ama genel yapısına baktığınızda
eğer adaylar eşit şartlara sahipse diyelim ki modern yatırımcı
bilgili adaylar ise bu takdirde daha çok sosyal demokrat adaya
eğilim gösteriliyor bu da son seçimlerde ortaya çıkmıştır.”
ADAYLAR
Yaklaşan 28 Mart yerel seçimleri öncesinde ise şehirde siyasi
durum henüz netleşmiş değil. Ancak belli olan bir tek şey var o da
Antalyalılar için partiden çok adaylar önemli.
İsim olarak bakıldığında ise Antalya’da ön plana çıkan iki
aday var. İlki daha önce de 10 yıl boyunca Büyükşehir Belediye
Başkanlığı yapmış olan Hasan Subaşı. DYP’den seçimlere katılan
Subaşı seçim sloganı “halkla içiçe”. Subaşı, 10 yıl içinde yaptığı
icraatlara güveni tam, bu yüzden sandıktan çıkacak sonuçtan da
oldukça umutlu gözüküyor.
CHP’nin durumu ise biraz karışık. Bir söylentiye göre,
kendisi de Antalyalı olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, şimdi ki
Belediye Başkanı Bekir Kumbul’u aday olarak göstermek istemeyince
Kumbul da bu seçimlere katılmama kararı almış. Ancak Baykal’ın
dışarıdan bir ismi aday olarak göstermesi de parti il teşkilatında
huzursuzluk yaratmış.
Aslında Ertuğrul Dokuzoğlu, Antalyalılar için tanıdık bir
isim çünkü kendisi daha önce burada valilik yapmış. Seçim
faaliyetlerinde yeni başlayan Dokuzoğlu “Şimdi Antalya için çalışma
zamanı” sloganını kullanıyor ve Antalya’nın son dönemlerde edindiği
sel baskınları ile anılan şehir imajından kurtulması gerektiğini
düşünüyor.
Yaklaşık 7 yıldır şehrin sorunları ile ilgili çalışmalarını
yürüten ve siyaset üstü bir sivil toplum kuruluşu olan Kent
Konseyi’nin Genel Sekreteri olan Sema Nur Kurt ise adaylardan
öncelikle şehrin ihtiyaçlarına cevap vermesi gerektiğini
söylüyor:”öncelikle kentte bu halk ne istiyor hem kentin planlama
açısından önceliği nedir, bunun tespit edilmesi hem de halkın
öncelikle ihtiyacı nedir? O ihtiyaçlara göre hizmet üretmelerini
istiyoruz, kısa vadede ne yapabilirler, kısa vade derken efendim 6
ayda mı yaparlar seçildikten sonra bir yılda mı bizim programımız
budur ilk işte şu kadar yılda budur bize bir programla çıkmalarını
istiyoruz. Bu programda da kentin öncelikleri ve ihtiyaçları yer
almalı.”
Gazeteci Ahmet Dökdök’e göre aranan başkan adayı önümüzdeki
günlerde daha net ortaya çıkacak çünkü şimdiye kadar hep öyle olmuş:
“Antalya daha modern bir aday arayışı içindedir ki benim tahminim bu
şubat sonunda fala belirlenecektir, mart başlangıcında oyun yönü
belirlenecek rüzgar esmeye başlayacak ve o odakta toplanacaktır ben
öyle düşünüyorum çünkü her seçimde öyle oluyor.”
28 Mart yerel seçimleri öncesinde Antalya’daki son durum işte
böyle... Burada vatandaş partiye önem vermiyor onun için önemli olan
dürüst, kendisine hizmet götürecek ve bütün o rant kavgalarından
uzak kalacak bir belediye başkanının iş başına gelmesi. Antalya’da
yine fırtına olacak, yine yağmur yağacak bu doğanın işi ama
Antalyalı bundan ne kadar korunacak yoksa yine mağdur mu olacak işte
bunu da yeni iş başına gelecek belediye başkanının icraatları
gösterecek.
 |
|